Aldım-verdim

Sabahtan beri düşünnüyorum da -esasında dünden beri- “hayat ne tuhaf esasında, böyle üretmek ve tüketmek falan…”

Nasıl mı? Şimdi durun. Hiçbir şey yapmayın başka, sadece durun. Gözlerinizi kapayın ya da uzakta bir noktaya dalıverin. Bugüne kadar ürettiklerinizi düşünün; işiniz her ne ise, mesleğiniz olmasa bile. Yaptığınız yemekleri, verdiğiniz davetleri düşünün. Olmadı, gittiğiniz buluşmaları, yaptığınız sohbetleri düşünün. Okuduğunuz kitapları, girdiğiniz dersleri, verdiğiniz ödevleri düşünün. Yaptığınız iyilikleri, yardımları, nezaket gösterdiğiniz anları, anlayışlı olabildiğiniz durumları…

Bunlar bittiyse -ki hepsini sayamazsın- tüketilenlere geldi sıra! Yediğiniz yemekleri, satın aldığınız milyonlarca şeyi düşünün. Satın almak deyince pek tabi o kadar çok şey dahil ki buna: sinema biletleri, DVD’ler, kitaplar, elbiseler, pantolonlar, ayakkabılar, süs eşyaları, mobilyalar, tabaklar, koltuklar, çanaklar, bardaklar, tokalar, kalemler, defterler, CD’ler, yemekler, atıştırmalıklar, içecekler, konser biletleri, elektronik eşyalar … say say bitmez; iyisi mi burada Fight Clubvari katalogtan ev döşeme sahnesi gelsin. Yetmez! Bir hayat döşeme sahnesi alalım.

Ne kadar çok alıyoruz esasında değil mi? Sürekli, sonsuza dek, bitmek tükenmek bilmeden isteyerek alıyoruz. Her şey bizim olsun! İlgi, sevgi, saygı, anlayış vs. bize gösterilsin hep. “O kitap da, o iPod da, o bilgisayar da benim olacak! Elbiselerim var ama, bu yazın modasına uygunu yok! Ayakkabılarım o kadar çok ama bir de şöyle şunlusu olsa? Bilgisayarımı yenileyeyim; hemen de eskiyor bunlar. Aaaaa şu biblo ne tatlı, evimde durmalı. Bir yastık daha! Bir örtü daha! Bir vazo! Evet, bu toka benim olmalı…” Maddiyattan değil, bir de manevi alışverişlerden devam edersek durum bir hayli içler acısı olacak; o kısmı sizin hayal gücünüze bırakıyorum…

***

Bir sürü okula gittik, bir sürü bilgi edindik, eninde sonunda hepimiz üç aşağı beş yukarı bir iş sahibi olduk. Yani, öyle ya da böyle para kazanıyoruz, değil mi? O zaman neden etrafımda 30 yaş civarındaki hiçbir insan ev, hadi onu geçtim araba alacak paraya bile sahip değil? Ebevynlerimizin aldığı arabaların arızları için tekrar neden onları aramak zorundayız? Bak, musluk bozulmuş, ekstra gider çıktı, “Aloooo annecim/babacım, şey …”

Özgür müsün? Emin misin?

Özgürlük, her hafta sonu dışarı çıkıp bir kaç duble içki içip hoşlandığın insanlarla hoş sohbet edip güler yüzle eve dönmek mi sadece? Özgürlük, 2 liralık tokayı alıp eve mutlu dönme ilüzyonu mu? 35. ojeni alırken mi daha özgürsün? Bir haftalık pazar alışverişi gideri olabilecek 30-40 lirayı bir barda harcarken ve akabinde ay sonunda paran kalmadığı için annenden, babandan, kardeşinden, arkadaşından para isterken mi? Sanki ayda 600 lira ile ailesinin karnını doyuran daha mı özgür bu durumda, acaba? Hani muhtaç olmayan…

Hani, muhtaç olmayan, istemeyen, gözü ve karnı tok olan mı? Tamam, haklıyız bir nebze, bize “oku, adam ol, para kazan, daha da çok kazan, çok mutlu olacaksın!” dendi. Parayı nasıl harcayacağımızı kimse öğretmedi ama. Kazanınca mutlu olduk, harcadıkça daha da mutlu. Ya da, mutlu gibi!

Soruyorum tekrar; hayatta ürettiklerin mi daha çok, tükettiklerin mi? 

Ve, adalet yerini bulsun diyerek kendi adıma cevap vermek istiyorum: Çok iş yaptım, çok para kazandım, çok alışveriş yaptım. Evim yok, arabam yok. Ay sonunu ya da bazı zamanları çok zor geçiriyorum. İstediğim gibi tatile, yurt dışına vs. destek almadan gidemiyorum. İçerde, dolaplar dolusu giysim, aksesuarım var; her gün başka giyinsem ölene kadar aynı şeyi tekrar giymek zorunda kalmayacak kadar! Bilgisayarım, cep telefonum, iPod’um, bir sürü CD’im var. Aç değilim, hasta değilim ama bir evim yok, arabam da yok. Bir sürü çaputum ve plastiğim var…

Duruyorum, düşünüyorum, aldım-verdim hesabı yapıyorum: Ürettiklerimi bir araya toplayamıyorum, tükettiklerimden kurtulamıyorum. Ürettiklerim beni sarıp sarmalayacakken nedense bir kol boyu uzaktalar hep. Tükettimlerim ise gün be gün boğuyor. Küçük hesapları bırakıp büyük hesaba bakmak zorunda kalıyorum…

Sadete gelirsek!

iPod, MacBook beni daha güzel yapmıyor. Pembe elbise, siyah t-shirt de. Şu kolye, ya da bu toka, ı-ıh! Bunların hiçbiri beni daha güzel, daha ince, daha nazik, daha anlayışlı, daha mutlu yapmıyor, yapamıyor. Aksine … boğuyor. Sonra, bakınca, ürettiklerime; arkadaşlarım, dostlarım, kardeşlerim yapıyor esasında gülen bir yüzü. Vücuduma saygı duymak, iyi beslenmek, spor yapmak beni daha sağlıklı kılıyor, daha mutlu bir insan yapıyor. Yaptığım işler görmeyi başarabilirsem gelip kafamı okşuyor, yüreğimi kabartıyor.

Şimdi, her şey çok daha güzel olacak! Beni boğan ve hiçbir şekilde hiçbir işime yaramayan bunca şey gidiyor. Onları kullanacaklara, beğeneceklere… Onların parası geliyor ve gerçekten o parayla hayata bağlanabileceklere gidiyor o para da. Ben daha fazla maddi alış ve veriş yapmıyorum. Sizler bana hediye almıyorsunuz. Gereksiz yanan ışıkları kapayıp, suyu boşa harcamıyoruz. Kullanmayacağımız şeyleri satın almıyoruz. Yenmeyen yemekleri çöpe değil sokak hayvanlarına veriyoruz. …

Artık, tüketmiyoruz. Hep beraber sevgi, saygı, anlayış, nezaket ile güpgüzel bir hayat üretiyoruz! Hep birlikte ve sonuna kadar… aşk ile.

*****

Hepsini okuyduysan, bir de version 2.0’a bak:
Aldım-verdim II

Advertisements

About gökçen ergüven

ev hanımından hallice bir görsel tasarımcı. her şeyin "paylaştıkça artan tad" olduğuna inanan kişi. daha fazlası için: gokcenerguven.wordpress.com View all posts by gökçen ergüven

4 responses to “Aldım-verdim

  • kongroove

    Ne guzel yazmissin Gokcen! Ellerine saglik… Elestirilerine katiliyorum fakat bu paradoksal durum, nedense dunyanin butun koselerinde yasaniyor. Alisveris ve metaya bagli yasam ve metanin bizim dogamiza aykiriligi ruhsal catismalarimizin da kaynagi. Kendimi kimi yerde sansli saydigim kadar bir o kadar da kisitli goruyorum. Anlamlandirmanin fonksiyonlarindan biri olan deger mekanizmasi iste burda karsimiza cikiyor. Oncelikler sirasina gore hayatinda neler onemli? Bu sorgulamalarina insanlik olarak yanit bulabilecek miyiz acaba? Neler EN degerli, neler degersiz? Sence bu denklem mi verecek bize hayatin gercegini?

    • gökçen ergüven

      Tek bir soruya yanıt her şeyi kurtaracak gibi: “Neler EN değerli, neler değersiz?”
      Şahsen cevabım: “Benden kıymetlisi yok!” :)

      • kongroove

        Evet! ‘Sadede gelmek’ diye güzel bir deyimimiz vardır mesela. Yaşamın sadedi, duyguların sadedi, ruhun sadedi yani: her şeyin ÖZ’ü bize doğru öncelikler sıralamasını verecektir. Mutluluk için doğru değerler çevreni sarıyorsa şanslısın arkadaş!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: