Kısa günün kârı

08Sep11

Ne kadar büyürsen BÜYÜ, nerede olursan OL, ne yaparsan YAP … Sen her zaman benim İLK bebeğimsin.

 

Çok açık seçik yazacağım çünkü içimden öyle geliyor. Yazmazsam da delirmem, yeterince delirmemişim gibi sanki… (Herkes, öyle ya da böyle bir hayli deli zaten! “Herkes akıllı, bir ben deli,” diye bir durum olmadığının apaçık farkındayız. Herkes kendine has tutumlarıyla eşsiz ve bir diğerine göre yeterince deli. Hem daha hiçbirimiz çıplak vatandaş misali “Alllaaaaaah!” diyerek koşmadık ya! Yani …)

Yaş olmuş 32. Olmuş da ne olmuş? Neler olmamış ki! Garip olanlardan dem vurmak isterim. Mesela değişen doğum günü tutumlarımdan. Değişen eğlence anlayışlarından. Değişmeyen tek şeyin değişmeyişimiz olmasından.

Eskiden, çok değil, 1-2 sene öncesine bile bakınca, o çılgın doğum günü çanlarını görüyorum. Şimdi ise topyekün sessizlik hakim neredeyse. Beklentilerin azaldığını, eğlence kavramının şekillendiğini fark ediyorum. Eğlenmenin yorucu bir külfet olduğunu, eğleniyorsak ne diye külfetleri kovaladığımızı düşünüyorum. Deliye her gün bayram misali, her günün güzel geçmesi gerektiğini, doğum günlerinde illa iki dirhem bir çekirdek olmak zorunluluğu olmadığını. Seneye de pijama partisi yapacağım desem, pijamayla geleceğinizi biliyorum. Çok şükür ki, geleceğinizi biliyorum. Daha ne olsun!

2 sene önce, neden 12’den önce herkes dönüyor diye kamyonumla ezmeye çalışırken onları, o kamyonun başıma açacaklarını bilmeden, ne kadar da üzgündüm. Ne kadar? O kadar yalnız, o kadar mutsuzdum ki, eve gelip ağladığımı hatırlıyorum. Bugün ise, bir ara, sadece gözlerim doldu. Oysa ki bu sefer cidden bomboş bir eve tek başıma döndüm. Oysa ki, bu sefer cidden hiçbir plan yapmadım, hiçbir beklentim olmadı. Demek ki neymiş, beklentiler azaldıkça mutluluk artıyormuş. Bu dersi almak zor da olsa, sonuçlarını görmek zaman da alsa, eh işte hemen klişe lafı etmek lazım: Büyüyoruz!

Büyüyoruz ki o yüzden artık çılgın doğum günü partileri yok, amansız beklentiler yok. Olmayanlara gözler dolarken, kucaklar olanlara alabildiğine açılıyor.

Çok şükür, yalnız da girsem bu eve girebileceğim bir evim var diyebiliyorum. Pollyanna en yakın arkadaşım olmasa da, bir sürü yakın arkadaşım, bir sürü de kutlayanım var. Çok şükür tüm bunları yaşayabilen bir ben var. Hayır yani, oralarda bir yerlerde olsaydım ne olacaktı bilemem de. Ne bileyim, buralarda bir yerlerde olduğum için memnunum.

Pek tabii ben de isterdim o kapının o güzel kadın tarafından bana açılmasını, sarılmayı, öpmeyi, koklamayı. Ama, işte ama, yapacak bir şey yok. Büyürken ya da zaman geçerken diyelim, onsuz doğum günlerine de alışıyoruz sanırım. Öyle olmalı ki her seferinde biraz daha kolaylaşıyor.

Ama hala neden onun doğum günü ya da onun ölüm günü değil de, benim doğum günüm en çok canımı acıtıyor o gitti diye? İşte bunu bilmiyorum. Anladığımda tamamen geçmiş olacak bu ağırlık, sanırım…

Özetle, alkol yok, çılgın eğlence yok, dans yok, müzik yok, geç saatlere kadar durmalar yok, çok kalabalık yok, çok abartı yok. 32 yaşında sadece sen varsın, bir de sevdiklerin. Daha ne olsun! :)

Advertisements


2 Responses to “Kısa günün kârı”

  1. yeni gördüm blogu! gördüğümü gör istedim.

  2. hoş geldiniz :)


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: