Hamdım, yandım

27Oct11

Yaşamın tam orta yerinde, ambalajı yeni açılmış bir oyun hamuru gibi olmak imkansıza yakın denecek derecede zordur. Ön yargılar, beklentiler ve deneyimler bir anda yok sayılamaz. Karakter ve yaşanmışlıklar ve tabii ki binlerce veriyle çoktan biçimlenmiştir bu hamur. “Aaaa ben asla …” deyiveririz bir çırpıda. Ya da, binbeşyüzüncü kez aynı şeyi yaparken ve bir kez daha aynı sonuca giderken buluveririz kendimizi.

Bu yogacıların ağızlarına sakız ettikleri “kalbini aç!” lafı çok duymaktan anlamsızlığa gömülmesin sakın! Her duyulduğunda, ilk defa telaffuz edilmiş gibi çınlasın kulaklarda, kalplerde. Her seferinde bir kez daha açabil o kalbi. Her açtığında içeri yeni girebilsin.

Güzel temenniler bunlar ya da çoktan anlamsız geldi bile, bilemem. Yeni olana düğünlü şenlikli karşılamalar hazırla da diyemem. Bir şans vermek belki, hm?

Bu konuda anlaşabildiysek ne ala. Sonraki adıma geçiyoruz, hamur olmaya. “Karaktersiz ol,” demedim. İstesen de olamazsın zaten. Sadece açık ol. Kabullenici ol. Biraz misafirperver ol mesela… Evet, yaşamın tam ortasında hop diye bir anda her şeyi silip sıfırdan başlamak zor. Zordan çok, olmayacak iş gibi bir şey belki. Ama neden olmasın? Ya da, niye olsun?

Şu yüzden olsun: “Sürekli aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek” olmasın diye. Biraz deneysel olmak, biraz esneklik sağlamak adına.

“Çok esneğim,” diye yogaya başlayan ve yogayla esnedikçe esneyen bedenler izliyorum. Eş zamanlı olarak da hocalardan esnekliğin yoga için ne kadar gereksiz ve hatta zararlı bir şey olduğunu dinliyorum. Bahsettiğim tabii ki fiziksel esneklik. En basitinden esnek insanların eklemlerini daha kolay sakatladıklarını ve bir de bunu yogayla beslerlerse bir anda değil de zamanla, azimle, uğraşla ve özenle yaratılan bir sakatlık olabileceğini öğreniyorum. Özetle, esnek olana ekstra ödül dağıtılmıyor, not edilsin.

Gelelim esas bahis olan esnekliğe. Ruhun, zihnin, kalbin esnemesine. Benliğin bildiklerini bir kenara koyup yenilere kendini açması bahsettiğim. Pek tabi, aynı şeyleri yap da farklı sonuçlar bekle cümlesini hatırlatmak istiyorum. Ama, deneyimlere karşılık, esasında hayatta hep bir şans daha vermek diye bir şey de olduğunu eklemek istiyorum. Bu ikisi arasında uçucu bir çizgi olsa da, aradaki dengeyi bulmayı da diliyorum herkes için. Ne olursa olsun, her seferinde aynı olan şeyin bile hissi farklı. Her koltuğa oturduğunda bile hissi farklı ya da bilmem kaçıncı yoga seansındaki Savasana’n farklı. Aralardaki farklara açık olmayı öneriyorum. Açtıkça karaktere zarar gelmediğini, onun orada her daim kapı gibi durduğu güvenini vermek istiyorum. Egoları yumuşacık okşayıp “tamam canım, sen de haklısın,” diyerek pışpışlamayı, bir kaç espiriyle gönlünü almayı deneyin diyorum. Sonra ego beyler huzurla evinde otururken, hayata açık açık “gel!” denmesini diliyorum.

Çünkü, her yeni farklı. İyisiyle, kötüsüyle eşsiz bir deneyim.

Mesela, “bu yoga mide çakramı çakırdattı, açlıktan matı yiyeceğim,” diye gezerken, bugün ilk defa mutfaktan gelen pembeleşmiş soğan kokusuna rağmen zerre acıkmamış hissetmeyi yaşadım. “Anda kalmak,” dediğimiz, benim ifademle “yaptığım harekette kalmak,” gibi bir duruma şahit oldum. Öğlen arasında kıtlıktan çıkmış gibi boğulurcasına yemeklerime saldırmadım. Öyle dengeli, öyle sakin, öyle bir huzurla çıktım sınıftan. Sanırım ilk defa yogayla doymayı başardım. Henüz neden bugün böyle olduğunu çok kelimelere dökemesem de, bir şeylerin yeni ve farklı olduğunu fark ettim. Bu yeniyi “hay hay, buyur gel,” diye aldım eve. Bundan sonrasında ne olur, bilemem; çok da umurumda değil. Öncesinde neden olmadı, o da pek derdim değil. Sadece, pişen-makarna-diyaloğu arasında sol ayak baş parmağımı hissedebilmek harikaydı, anlatamam!

Toparlamak gerekirse, bu oyun hamuru dediğimiz şey, şekillendikten bir süre sonra katılaşıp kalanlardan değil. Bu hamur ham. “Ol”madı da, olmayacak da! Hep ham kalacak. “Oldum,” dedikçe arada yanacak. Hamlaşıp tekrar tekrar şekillenecek. Esnekliğine duacıyız; Allah yakmasın. Kuruyunca da biraz suyla tekrar eğilip bükülebiliyor.

“Korkuya mahal yok, tepki veriyor,” for a life time… Hoş bulduk.

Advertisements


2 Responses to “Hamdım, yandım”

  1. 1 Sibel

    Gokcencim ilk defa bir yazini okuyorum. Sade ayrintilarindan cok hoslandim. Ozlenen sufi yogistlerden olup, hayatini yoguracaksin belli vesselam. TakipciniIm efem.

  2. Çok sevindim yorumuna. Ben de senin takipçin olucam hayırlısıyla ;)


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: