Bir küçük masal…

04Nov11

Önünü çok iyi görememenin tedirginliğiyle kesik kesik attığı adımlarının ve kısa iniş-çıkışlar yapan nefesinin sesi duyuluyordu sadece. Aralarda bazen belki bir çıtırtı, bir kuru dala sürtünme sesi, o kadar. Gerisi tamamen sessizlik. Her zifiri sessizlikte olduğu gibi bu karanlık gökyüzünün altında da sadece kendisinin çıkardığı sesler vardı. Ve yine, kulaklarda yankılanan o koca sessizliklere ait “Acaba bir şey mi duydum?” sorusu.

Gece yarısına az kala, her şeyi aşağıda bırakmış, tek başına bu tepeliğe tırmanmayı seçmişti. Tam olarak sebebini bilemese de, tek istediğinin bu olduğunu biliyordu. Tüm şehir aşağıda ışıl ışıl dururken, hafif bir esintiyle süslenmiş ve kuru otlardan başka bir şey olmayan bu toprak tepeye acelesi varmış gibi tırmanmaktı tek niyeti. Yeterince yukarı çıktığında, şehri ve ışıkları göreceğini düşünerek acele ediyordu belki. Niye yukardan tüm bunları izlemek istediğini de pek bilemiyordu. Yalnız olmak ve izlemek ona bir hayli keyifli gelmişti. En tepeye oturacak, cebinden sigara paketini çıkaracak ve uykusu gelene kadar sigara içerek izleyecek ve düşünecekti. Yaşama karşı yapılan küçük bir saygı duruşuydu sanki.

Tepeye, tepenin tepesine vardığında büyük bir soluk verdi. Rahatlamış ve sanki bir şey başarmış gibi gururluydu. Bacakları üzerinde dimdik, sanki zaferle bayrağını ele geçirdiği topraklara diken bir amazon gibi dikiliyordu. Güçlü hissi şüphe götürmüyordu. Rüzgar, saçlarını yüzüne bulaştırarak uçuştururken aşağının da en az kendi kalp atışları kadar hareketli olduğunu hissedebiliyordu. Yüzünü gökyüzüne çevirdi, simyahın içinde milyarlarca yıldız vardı. Ay, kocaman ve turuncumsu bir renkteydi. Bu kadar çok yıldızı görmek, birini takip ederken bir başkasının daha da uzaktan ona parladığı görmek onu hep coşkulandırırdı. Her seferinde, bu bitmez tükenmez derinliğe bakarken kendini alabildiğine özgür hissederdi. Umutla dolardı göğsü; sonsuz özgürlüğün tablosu gibiydi bu manzara.

Uzaklardan şehri izlemek de bir dostundan hatıra kalmıştı. Tanrıların tepelerde ikâmet etmesi gibi, çekilirlerdi tepeye, biraz içki, biraz sigarayla izlerlerdi. Ama öyle sessizce uzaktan bilgece izleme hali olmazdı. Konuşurlardı, aşağıdan, şehirden, insanlardan, olaylardan … ondan, bundan. Bazen hikâyeler yazarlardı, bazen çocukça hayaller kurarlardı. Niyeydi bilinmez ama o zamanlar bu hoş bir adet olmuştu. İşte ondan kalan bir alışkanlıktı belki bu aralarda tepelere tırmanıp aşağıları izlemeler. Hala da niye olduğu bilinmeden…

Çok arkadaşı var esasında, hepsi orada, aşağıda, şehirdeler ve şehrin eğlencesine bırakmış durumdalar kendilerini. Belki eğlenmiyorlardır ama işte lafın gelişi, hayata kendini bırakmak gibi. Şimdi, onların hepsi orada, biliyor. Sevdiği, sevmediği, umursamadığı, özlediği hepsi aşağıda. “Akıyor şehir durmadan, zaman geçiyor,” dedi kendi kendine ve yere bağdaş kurdu. Eski günlerdeki gibi, yanına içecek bir şeyler almış olmayı dilerdi ama aklına bile gelmemişti. Elinde sadece bir şişe su vardı. Arka ceplerinin birinden sigarayı, diğerinden cep telefonunu çıkardı, önüne koydu. Cep telefonunu sessize aldı. Bir tane sigara yaktı ve derin bir nefes çekti. Şehrin üzerine üfledi dumanı, şehir bulandı, geri belirdi. Tatlı esinti arada içini ürperttiğinden olsa gerek, üstündekinin fermuarını çekip önünü kapadı. Saçlarını açtı, şöyle bi’ kafasını salladı, geri topladı saçlarını, tam tepeye. Duyduğu sesler sadece hafif rüzgar ve ona karışan üflediği sigaraydı. Şarkı söylese nasıl olurdu? Vazgeçti.

Eskiden, radyo da olurdu, yani müzik de hep yanındaydı. Radyo kanalları değişir, kasetler ileri geri sarılırdı. Şarkı tutmaca oynamak yerine, şarkıların onu tutmasına izin verirdi. Ve, tabii ki bir şarkı gelip onu tutmuştu bile. Söylemedi, içinde çalmasına izin verdi sadece. Kulaklarındaki rüzgarın uğultusuyla cırcır böcekleri sesleri üzerine çalıyordu şarkı sinsice. Emindi ki bu şarkı şu an aşağıda bir kaç yerde aynı anda zaten çalıyordu ve bir sürü insan bu şarkıyla kendinden geçiyordu. Burada tek başına şarkının sadece ona çalmasından tuhaf bir zevk aldı, özel hissetti. Duygulanmış olacak ki gözlerinden iki koca yaş damlası süzüldü, üzerine damladı. Güldü. Coşku hâlâ onlaydı, umut ve özgürlüğün onla olması gibi…

Biri görse, burada yapayalnız, elinde sigara, gözleri dolu dolu oturduğunu, kıyamaz, ona acırdı diye düşündü. Oysa ki acınacak hiçbir durum da yoktu. Tamamen kendi seçimiydi. Herkes aşağıda olmayı seçmişti, o yine bir ters bükülmeyle olmayacak yerde duruyordu. Neden olduğunu da her zamanki gibi bilmiyordu. “Acaba, gizli bir Tanrı kompleksim mi var?” diye düşündü. Güldü. En az herkes kadar deliydi o da, biliyordu. Varsın bu da Tanrı kompleksi olsundu, ne olacaktı ki! Sonra aklına “Yalnızlık Allah’a mahsustur,” lafı geldi, güldü. Bağlamı tutturmuştu en azından!

Bir sonraki sigarayı yakarken aklına, ilk sigaraya başladığı günler geldi. Yine aynı hedef gösterilmişti. Ama, her şeyin sorumlusu da tek bir kişi olamazdı ki! Öyle ya da böyle, gerçek olan tek bir şey vardı ama: Özlem. Özlemek belki de en zayıf duygusuydu. Hep özlemleri peşinden koşarken çuvallamış olamaz mıydı?

Şimdiyse, yeni bir şeyler olması için geçmişi bırakmayı öğreniyordu. Ağır ağır, olabileceği en yavaş haliyle. Öyle kolay değildi hissi. Ağızdan çıkanla ya da kafadan geçenle kalp her zaman aynı şeyi telaffuz etmeyebiliyordu. Deniyordu, anlamaya çalışıyordu. Geçmişte olanları orada bırakmak ve geleceğe dair de herhangi bir çizgi bile karalamamayı öğrenmeye çalışıyordu. Geçmiş sanki bir nebze daha kolaydı. Ama, hayal kurmamak? Hayal kurmadan nasıl yaşar ki insan? Kötü haber: Hayaller, beklentiler yaratıyor! Öyle kolay değildi suyu akışına bırakmak. Hele bir de Tanrısal kişilik bozuklukları olduğunu düşünürken. Yine kendine güldü. Galiba, şu hayatta kendisine güldüğü kadar da kimseye gülmüyordu. Hayatının en kıdemli komedi unsuruydu var oluşu. Eh, bir yandan da bu güzel bir şeydi. Hani, kendini ti’ye alabilmek!

Bir sigara daha yakarken, şu su ve yol meselesini düşündü. Suyu bırakıyorduk, setler, bariyerler, kanallar kurmuyorduk. Sonra, su akıyordu, önüne çıkanlara göre yolunu değiştiriyordu. Sonra da kaçınılmaz yere varıyordu; denize kavuşup koca bütünün içinde yok olup gidiyordu. Su akarken, olanlar da akışın yan etkileriydi. Bazen iyi, bazen kötü ama yola çok müdehale etmemek, yolla ilgili beklentiler yaratmamak, eskiden geçilmiş toprakları unutup gitmek gerekiyordu. Geçerken yeni bir yerden, etrafa merakla bakmak, oraları tanımaya çalışmak vardı. Yolculuğun tadını çıkarmaktan başka bir seçenek yoktu. Başka seçenekler arandıkça mutsuzluğa adım adım gidilcekti. Sen doğru akacaktın ki, yan etkiler de güzel güzel geleceklerdi. Yani, aşağıda, şehirde, doğru durmayanları çok fena kötülükler mi bekliyordu? İnip tek tek sormak lazım! Kötü şeyler çünkü bazen gözle görünür şeyler olmayabilir. Onlara olan etkisi aslolan ve onu öğrenmenin tek yolu da gidip tek tek sormak gibi duruyor.

Bu mesele hiç ilgisini çekemedi ne yazık ki! Dahil olmak ya da müdahale etmek gibi bir dürtüsü olmadığından oturduğun yerin keyfini sürmeye karar verdi. Otlara baktı, ilerde koca bir ağaç vardı, ona daldı uzun uzun. Sonra, tekrar yüzünü göğe çevirdi ve hop tekrar ferahladı. Aşağıda üç aşağı beş yukarı neler döndüğünü kestirebiliyordu. Hiç heyecanlandırmıyordu ve de. Burada durmak, izlemek, dinlemek ve beklemek daha mantıklı gelmişti. Acaba aşağıyı da özleyecek miydi? Özlerse iniverirdi canım, ne olacak. Ama sırf bir şeyler olsun diye araya karışmak istemiyordu. Su, aşağı akmak yerine bu sefer tepede, kaynağında kalakalmıştı. Belki de bu sefer başka bir yol bulup aşağılara akacaktı, kim bilir. Hazır olduğunda, akmak istediğinde, bırakacaktı.

Havayı derince ciğerlerine çekti ve kocaman bir nefes verdi burnundan. Gülümsedi. Gözleri doluydu ama yüzü gülüyordu. Yüzünü göğe çevirdi, bir yıldız kaydı, heyecanlandı. Genelde yıldız kaymalarını yakalayamazdı. Hemen, coşkuyla bir dilekte bulundu. Yıldıza göz kırptı, arkaya kendini yavaşça bıraktı…

Advertisements


No Responses Yet to “Bir küçük masal…”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: