Tepetaklak

17Nov11

Keyfim çok yerinde, Allah bozmasın. Lakin, gerçekten böyle bir allak bullak olmuşluk yapıştı kaldı orama burama. Zihinsel ve ruhsal olarak tepetaklak olmuşum. Daha da beteri, fiziksel olarak tepetaklak olmuşum, iyi mi?

Bunca zaman sonra cıvık cıvık yazarken buldum kendimi mesela. Tam olarak içimden geçen de bu zaten; içim cıvımış olabilir mi? “Sinir sistemini şöyle bir çalkalamak,” derken kastedilen bu olmalı! Hani “Meyve suyunu içmeden önce çalkayınız,” misali. Dibime çöken tortular havalandı üzerinize afiyet. Ya da öyle bir şey…

Gelir-gider ruh hallerime ek, yeni bir ruh hali tanıdım bugün: Heyecanlanınca kusayazmak. Tamam, bu fiziksel bir geribildirim ama her hastalık psikolojiktir demekten de hiç çekinmiyorum. Hücrelere bir nevi hata verdirtmektir hastalanmak, nokta. Heyecanlanınca kusayazmak ise midenin bir hoplamasıyla baş gösteren soğuk soğuk terleme ve bayılacakmış gibi bir histir. Sonra korkarsın “Ya kusarsam orta yere!” diyerekten. Oysa ki, tavuk-mu-yumurta-mı misali tam olarak korktuğun için zaten kusacak gibi olmuşsundur. Aman da ne hoş bir dilemma -ki ikilemler yoktur bebeğim bu dünyada. Heyecanlanmaya sevinmekle hoplayan mideye korkma arası bir yerde, üstünden savuşturabilirsin tüm bunları: Eşine “Önce sen!” dersin çakal gülümsemenle. Yerse…

Benimkisi yedi! E ama, o yapacaktı da ben de böylelikle rahatlayacaktım da, sonra da ben yapacaktım hani! Ha-ha, planları raflara dizme zamanı. Geleceğe yönelik beklentiler içine girme kuralları her yerde özetle. Ve, sonra sanırım onun cüssine güvenip -ki belki de tam olarak bu yüzden onu seçmiştim eş olarak- kendimi kollarına bırakıvermek. Bırakıvermek derken, yanlış anlaşılmasın, öyle oh bayılır gibi tüm ağırlığını bırakmaktan bahsedemeyiz. Bir kere tepetaklak olacaksın, değil bırakmak, tam aksine yer çekimine karşı geleceksin ve saire ve saire. İşte dil böyle oyunlar oynarken, miden sana feyk atarken, ortamdan güm-güm inme kalkma sesleri gelirken … nasıl oldu da o koca poponu kaldırdın ah be yavrum!

Hadi kaldırdın, nasıl durdun orada da izledin etrafı da bir de espiri olsun diye “Bir çay alabilir miyim?” dedin.

Orada kal!

Sonrası yok çünkü. Sonrasındaki dönmelere dönemedim. Kafam ezildi, boynum burkuldu -meğer boynum uzunmuş da bundamış, normalmiş. Daha çok o gıcık yunus pozundan yapacakmışım ve hazırlanacakmışım. İşte orada kaldı ama genç, n’apsın?

Geri indiğimde, zıplayıp sırıtırken eşimin “Çocuk gibi sevinmiyoruz Gökçen, çocuk pozu, çocuk pozuuu!” cümlesi kulağımda.

Kaldım ama işte sanırım orada: Hala içimde bir tip zıplayıp sırıtıyor!

Tepetaklak olmanın seratonini midir, sinir sisteminin yeniden yapılanması mıdır, bilinmez, bir şeyler oldu ama. Hayır yani, duramıyorum yerimde, geçerse sevineceğim. Mutluluğun bu kadarı da fazla, bünye kaldırmadı zaar. İçimde bu saçma hisler at koştururken (gerçekten bir şey koşuyor!) sizi Osho’dan kafamdakilere tercüman olan koskoaca bir alıntıyla başbaşa bırakmak istiyorum:

Niye Mutsuz Olmayı Seçiyoruz?

Bu insana ait en karmaşık sorunlardan birisi. Çok derinlemesine incelenmeli ve teorik bir konu değil – seni doğrudan ilgilendiriyor. Herkes böyle davranıyor – hep yanlış yolu, hep üzgün, bunalımlı, mutsuz olmayı seçiyorlar. Bunun temelinde ciddi nedeler olmalı, nitekim var da.

Birincisi, insanların yetiştiriliş şekli çok belirleyici bir rol oynuyor. Eğer mutsuzsan bundan bir şey elde ediyorsun; hep kazanıyorsun. Eğer mutluysan hep kaybediyorsun.

Ta en başından bir çocuk aradaki farkı sezinler. Ne zaman mutsuz olsa herkes ona sempati duyar; böylece sempati kazanır. Herkes ona karşı sevecen olmaya çalışır; böylece sevgi kazanır. Üstüne üstlük ne zaman mutsuz olsa herkes onunla daha çok ilgilenmeye çalışır; böylece ilgi kazanır. İlgi egonun besinidir, tıpkı alkol gibi bir uyarıcıdır. Size enerji verir; kendinizi önemli hissedersiniz. İşte bu yüzden ilgi çekmeye bunca ihtiyaç, bunca istek duyuluyor. 

Ta en başından bir çocuk politikayı öğrenir. Politika şudur: mutsuz görün, sonra sempati kazan, sonra herkes sana ilgi göstersin. Hasta görün – önemli olursun. Hasta bir çocuk diktatörleşir; tüm aile onu izlemek zorundadır – o ne derse kanun sayılır. 

Mutluyken kimse onu dinlemez. Sağlıklı iken kimse ona aldırmaz. Mükemmel iken kimse ilgi göstermez. Ta en başından yaşamın mutsuz, hüzünlü, karamsar, karanlık yönünü seçeriz. İlk gerçek budur. 

Buna bağlı diğer olay ise şudur: mutlu olduğunda, neşeli olduğunda, coşkulu olduğunda herkes seni kıskanır. Kıskançlık herkesin düşmanca tavır takınması, kimsenin dostça davranmaması anlamına gelir; o anda herkes birer düşmandır. Böylece herkesin sana muhalif olmasına engel olmak adına o kadar neşeli olmamayı öğrenmiş oldun – sevincini saklamayı, gülmemeyi. 

Sabahları herkesin bir seçeneği vardır. Sadece sabahları da değil, her an mutsuz veya mutlu olmak için bir seçenek vardır. Sen hep mutsuz olmayı seçiyorsun, çünkü bu bir yatırım. Sen hep mutsuz olmayı seçiyorsun, çünkü bu bir huy, bir alışkanlık haline gelmiş; hep böyle yaptın. Bu konuda verimli hale geldin; bu bir yola dönüştü. Beynin bir seçim yapmak zorunda kaldığı an hemen mutsuzluğa doğru yöneliyor. 

Mutsuzluk aşağı iner gibi gözükür, mutluluk ise yukarı çıkar gibi. Coşkuya ulaşmak çok zor gibi görünür – ama öyle değildir. Gerçek tam tersidir: coşku yokuş aşağı gider, mutsuzluk ise yokuş yukarı. Mutsuzluk ulaşılması çok zor bir durumdur, ama sen bunu başardın, imkansızı gerçekleştirdin – çünkü mutsuzluk aslında doğaya aykırıdır. Kimse mutsuz olmayı istemez, ancak HERKES mutsuzdur. 

Osho, Beden ile Zihni Dengelemek, 2003.

Not: İşte belki de bu yüzden mutlu olunca tepetaklak oluyoruz, tepetaklak olunca mutlu olduğumuz gibi…

Advertisements


No Responses Yet to “Tepetaklak”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: