Susmanın ağırlığı

06Mar12

Bazen susmanın ağırlığı çöker susana da, susanın karşısında durana da. Genelde sorun varken susmaya alışmışızdır; sorunu çözememekten ileri gelen bir tutum olabilir bu. Ya da, bazen de içerilerde o kadar karmaşık şeylerle uğraşıyoruzdur ki dış dünyaya temas edecek bir durum söz konusu değildir.

Bazen ise, diyecek bir şey yoktur gerçekten. Önce sorunlara susmayı, sonra içerleri karıştırmanın yarattığı suskunluğu deneyimledim. Hala da sürüyor ikisi de grift bir biçimde. Hangisi iyi, hangisi kötü diye bir şey de yok. Bu ara, ilgimi çeken “diyecek bir şey yok” olduğunda susmayı seçebilmek. Öyle durmak, bakmak, izlemek, içinden bile konuşmamak, sadece kalmak, orada bulunmak. Olma hali diyelim buna; bir yerde olma, bulunma hali. Duyduğun şey ne olursa olsun, ona kapılmadan orada olmanın olma halinde kalıvermek. Diyecek bir şey yok çünkü, herhangi bir eyleme geçirecek hiçbir şey.

Önceleri bu garip. Koskocaman bir boşluk. Bir yokluk gibi. Kişiliğin, benliğin erimesi gibi. Orada kim olduğunu tekrar belirtme ihtiyacı hemen dürtüveriyor bi yandan. Şımarık küçük bir çocuk gibi “Hey, buradayım ben, beni çıkar ortaya!” Hayır, çıkmayacaksın, ne işin var burada senin? Git, oyuncaklarınla oyna…

O kocaman boşluk, oradan buradan dürtüp rahatsız etse de, bir süre sonra o da susuyor. “Burada olsam ne olur, olmasam ne olur,” dercesine küsüp gidiyor. Giderken bir şeyler söküp alıveriyor, acıtmaya çalışıyor.

Sonra? Sonrası, ceremeli ama güzel! O gıcık çocuğu susturup uykusuna yatırdıktan sonra, gerçek kendinle başbaşa kalmaya başlıyorsun. Tam o noktada anlıyorsun ki, sen, her kimsen, o’sun. Ne olursan ol, sen sensin. Bir cümle daha fazla kurman daha iyi ya da daha kötü yapmıyor seni. Bütünde sen hep sensin. Kararların, tercihlerin, gerginlikten çıkıveren zekice espirin vs. hiçbir şey seni sen olmaktan alıkoyamıyor. Öz’ün hep sabit.

Bunu görünce, “Eah o zaman ne anlamı var yaşamanın,” diyip kendini yerden yere vurmaya da lüzum yok. Hayat sadece kendini pazarlama-satış alanında ortaya döktüğün bir yer değil çünkü. Her ne olursan ol, kendinle kaldığında ne kadar mutluysan o kadar mutlu hayat da çünkü. Hayat derken, yaşadığın hayat ve tabii ki onun kapsadığı ve teğet geçtiğin herkes. Sen kendinle mutlu değilken, yanındaki kimseyi mutlu edebilme şansın yok denecek kadar az.

Kendinle ve mutluysan, orada susuyorsun. Eylemsizliğin seçimi böyle başlıyor. “Ne desem boş şimdi!” gibi gıcık bir tavırla değil hem de. Çünkü, o kadar umurunda değil ki esasında geri bildirimler. İki saniyeliğine bile bir öfkeye, bir kırılganlığa kapılacak vaktin yok çünkü. Çünkü, kendinle o kadar tamam ve dolusun ki, boş alan kalmamış herhangi bir şekilde herhangi birini davet edecek.

Asosyalleşiyor muyuz? Kime göre neye göre? Şov dünyasında değilim, sahne sanatçısı hiç olmadım. Ve, tüm bu gereksizlikleri kaldırınca gördüm ki her boş saniye gerçekten çok ama çok güzel şeylerle doluyormuş.

Hiç kimse olmasa etrafımda, içimdeki sevgiyi hissederek bir ömür akabilirim göz açıp kapayıncaya kadar. Ve, ne mutlu ki bunu paylaşabildiğim birbirinden güzel ve birlikte susabildiğim parçalarım var. Dostlarım diyemiyorum, o kadar içiçeyiz ki, arada bir sınır göremiyorum.

Ben senken, sen benken, ne lüzumu var ki bu kadar çabanın? Çok konuşasın varsa, otur kendi kendine konuş… Zaten ben burada dururken ve bakarken, sen kendinle kendi kendine konuşma halindesin bile.

Ağırbaşlılıkla susmanın, susmaktan doğan ağırlığa 1-0 galip gelmesi dileğiyle, Namaste.

Advertisements


No Responses Yet to “Susmanın ağırlığı”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: