“Merhaba, ben bağımlıyım”

22Mar12

Depresif duruşlar arkasında mutluluğa olan bağımlılıkları görüyorum. Mutlu olmaya o kadar bağımlı olma hali ki bu, en ufak bir pürüzün hemen tüm dünyaya öfke kusma sebebi olmasına yol açıyor. Elindeki diğer mutlu olma sebeplerini bir hamlede etrafa saçıp, körü körüne hak ettiğini düşündüğün ama alamadığın mutluluğun acısını çıkarma serüveni böyle başlıyor. Suçlu ise hep diğerleri. Tek suçları da hak ettiğin mutluluğu, sevgiyi, ilgiyi sunamamış olmaları. E ama onlar da insan?

Mutluluğu hak ettiğini ve alamadığını düşünürken, acaba elindeki mutluluk kırıntılarını görebilme yetinle başbaşa kaldın mı hiç? Gerçekten mutsuz olmaya mı geldin hayata, yoksa hayat sadece hayat olmaktan mı ibaret her seferinde? Yoksa, öğretildiği gibi mutluluk hep elinde olmayanla mı alakalı, ötekiyle?

Ertelenen, göz ardı edilen, ulaşmaktan mahrum bırakılanın mutlu olmakla alakalı olduğunu öğretmiş olabilirler. Böylece, elindekilerle yetinmeyip hayat denen şeyin içinde başarı isimli basamakları birbiri ardına amansızca çıkman sağlanmaya çalışılmış olabilir. Hep daha iyiye, hep daha ileriye, aya, fezaya böyle böyle adımlarsın önüne çıkan yolları. Peki ama yollar zaten mutluluğun ta kendisiyse?

Hedefe kitlenmiş, ona doğru talim edildiği gibi roketlemişken kendini, yolda şöyle bir etrafa bakmak, manzaraya dalıp gitmek hiç mi aklına gelmiyor? Milyonuncu kez herkesin varacağı yerin aynı olduğuna dem vurmaktan alıkoymuyorum kendimi. Kara toprak ya da vatever, eninde sonunda geldiğin gibi iadeli taahhütlü Tanrı’nın kucağındasın! Tanrı’yı, hayatın içinde ararken şaşırman olası. Ama, hayat dediğin şey de o değil mi zaten?

Tanrı’nın aksini anlamlar yüklediğin mutluluk objelerinde ararken ve onlar birbiri ardına elinden kayıverirken, evet, hayat daha zor! Kolay olacağını da kimse söylemediydi zaten. Dışarda, ötekinin içinde “Acaba Tanrı var mıdır?” diye fenerle onun içini karıştırırken yüzleştiklerin… Ödünü koparabilir, ya da bir kez daha “Buldum, buldum!” diye bağırıyor ve neşe tepinmeleri yaşıyor olabilirsin. Tuhaf değil; Tanrı herkesin içinde zaten. Sorun ise kendi içindekini görmezden gelip her seferinde karşına çıkana bir kez daha teyit ettirtme ihtiyacı. E ama, inancın bu kadar zayıfsa …

Zaten “Hah, tam üstüne bastın!” buldumcukluğuyla Tanrı’yla bir olmuş akarken, hooop diye tekrar aynadaki kendi aksini yok etmen niye? Ha, tamam, o ötekilerin suçu. Bir de şey vardı, erişilemeyen mutlu şey, şey gibi, hmm, hani hep oradaymış da ama 2 adım daha kalmış da, onları atınca hooop havai fişekler gibi. Ya bak, anlatması bile ne kadar şöyle böyle! Şöyle böyle olmak delikanlılığa sığmaz! Şüphesiz ki en delikanlı olan feleğin çemberinde en fırıl fırıl dönüp de hala aramızda olandır. Şüphesiz ki onlar en ağırını yaşamıştır, bize susmak düşmüştür. Susmak, susabilmeyi bilmek zaten en delikanlıca eylem değil de nedir? Karıştırılan tek şey ise susmanın bir eylemsizlik olarak algılanmasıdır; susmak, en ağır eylemdir. Acının, öfkenin, güvensizliklerin karşısında susmak görünümde en kolay, içerlerde ise kalbi sünger sıkar gibi tüm kanını boşaltırcasına sert ve acı dolu bir biçimde yok etme çabasıdır. Susmak, mutluluk bağımlılarının depresif dönemlerindeki ayaklanma hareketidir yer yer.

Bir şeye bağımlı olmadan ama disiplini de kaybetmeden durabilmek ne de zordur! Disipline sokulmuş bir eylem 2 saniyede bağımlılık olmaya, bağımlısı olunan şeyden uzaklaşmak 1 saniyede disiplini kaybetmeye çanak – ki yetmez – tutabilir. Mutluluk bağımlısı olmanın altında ezilmektense, onu siyah çöp poşetiyle kapının önüne koymak ilk çözümdür. Hoooop, depresif hareket böylelikle engellenemez! Beyaz olmuyorsa, hemen diğer tarafa kocaman bir sıçrayışla siyaha gömüverirsin kendini. Sanırsın ki hayat 2 uçlularla örülüdür. Ya A’dır, ya B’dir. Birini seçmenin dayanılmaz hafifliğiyle devam edersin yola. Arada “Hayat ne kötü lan!” demeyi ihmal etmeden. Ama, hayat sadece kötü ya da sadece iyi değildir ki?

İkilemleri ve ötekileri bertaraf edince hayat güzeldir iyisiyle kötüsüyle. Bu dengesiz görünümün içinde dengede durmaktır hayat. Tarafını seçip holiganlık yapmak değildir. İyiyi sütten çıkmış ak kaşık yapıp Nutella’ya daldırmamak, kötüyü kendi çöplüğünde çürümeye bırakmak çözümler gibi dursa da Nutella kaşıkla yenir, çöpleri karıştıranlar neler bulur neler… Dengesizliğin yarattığı denge üç aşağı, beş yukarı budur; gerisi üçün beşin hesabından ibarettir. Nutella yediğin kaşığı çöpe daldırdıysan, sonra yıkarsın geçer; ki kaşık da yoktur zaten!

Uzun lafın kısası, herkes kadar bağımlı, herkes kadar disiplin sahibiyimdir. Ne birinden gocunurum, ne biriyle övünürüm. İkisi arasında bir yerde durma çabasıdır hayat! Dengeyi bulmak için dengesizlikten geçmek farzdır; bakınız ki sirkte dengeyle ip üzerinde yürümeye çalışan cambaz ha düştü, ha düşecek sağa sola yalpanır da durur. Ama düşmez! Taraf seçersen, düşmek kaçınılmazdır; sağdan ya da soldan fark etmez, düşersin.

Düşerek öğrenir, düşerek deneyim kazanırsın ki her seferinde daha iyi bir yürüyüş sergileyebilesin. Delikanlı cambaz, bu çalışma sürecini anlatmaz, sadece yürümeye çalışır, şovunu yapar, herkes kadar…

Advertisements


No Responses Yet to ““Merhaba, ben bağımlıyım””

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: