Yüzleşme

11Aug12

Her şey olması gerektiği gibi akarken, o akışa bir de beklenmeyenler katılır, akışa kapılır ve bir bütün halinde devam ederler yollarına. Olana katılan her ne ise, artık olan onların hepsidir. Olan neyse, o’dur, ne bir eksik, ne bir fazla. Akışı keseceğinden korkulsa dahi, katılıma izin vermektir esasında daha da akışkan olabilmeyi sağlayan.

Önceki hikayeler öyle ya da böyle bir takım sonlarla bitmiştir. Buruktur ya da değildir. Önemli olan daha çok geride kalan hissinin bazen içi cız ettirmesidir. Korkunun kaynağı da tam olarak buradadır. Oysa ki, birebir benzer şekilde tekrar diye bir şey yoktur. Kişiler dersler alır, olaylar yeni verilerle örülür her seferinde. O yüzdendir ki “Aaaa, yine mi bamya?” tepkisi bizden değildir.

Zarar ziyan olana bir şans daha vermek kimseden bir şey götürmez esasında. Nereden baktığına bağlıdır yine her şey. Hırsızların evlere girmeleri kaçınılmazdır da, hırsızlara karşı olan tavırlar birden çok değişkenle tekrar kurgulanabilir. Hane, kıymetlidir ama haneye giren kıymetinden bir şey götüremez ki zaten, götürürmüş gibi yapar. Götürdüklerine izin verebilmektir her seferinde orayı daha da kıymetli kılan. Ne saraylar, ne zindanlar, ne kuleler vardır, biriciklerdir, kıymetlilerdir ve sanki bunları korumak istercesine göz bebeği yapılır. Ama, oraya giren oranın değerini azaltmayacaktır işte; girilmesine izin verebilmek ve bunu tüm soğuk kanlılığınla karşılayabilmek oranın bir kez daha kıymetli olmasına bir şans veremektir. Unutulmamalıdır ki iyi de kötü de paylaştıkça çoğalır, hangisi çoğalmalıdır ve hangisi olandır, burası kişilerin tercihindedir. “Pek fena!” olmaması için önceki ziyaretlerden kalan izleri hatırlayanlar esasında hiçbir şeyden bir kez daha korkmayacaktır. Rahat olunuz.

***

Öncelerden anlatılan bir masal vardı: Kulelerde yaşayan bir kız zindandakine sesleniyordu. Sesindeki isyan ve yalvarış, tavrındaki çırpınış çok açıktı. Sanıyordu ki kulelerde güvende ve çoook yukarıda. Zindandakine acıyor, kurtarmak istiyor, yukarılara davet ediyordu. Sanki yukarısı çok matah ve çok güvendeymişcesine.

Orada esasında herkes kadar güvende olduğunu, herkes kadar kendini matah sandığını fark etmesi uzun bir zaman aldı. Zaman, öylesine akıp geçmiyordu ve de. Zorluklar, kolaylıklar, neşe ve öfke de oradaydı. Her şeyiyle akıyordu zaman ve gösteriyordu. Güven dediği şeyin erişilemeyecek kadar yüksekte durmakla oluşturulamayacağı, biricik olmanın en kıymetli görünen yerde durmakla alakalı olmadığı gibi bir çok şey…

Bir zaman sonra, bir sonraki masalda, kulesine girilmişti. Güvende olmadığını çoktan idrak ettiği biricik evine. Dünya hali, herkes her an her yerden çıkabilirdi. İşte, oradaydı girmesini istemediği ve girmesinden korktuğu kişi. Bu olduğunda sanki dünyanın sonu gelecek, kulesi yok olacak sanıyordu. Zindandakiler de kulelere izinsizce tırmanabilir ve içeride rahatlıkla gezebilirdi.

Peki, bu olunca ne olacaktı? Kız, zindandakini evinde görünce şaşırmadı bile. Sanki kendisi çağırmış gibi, sanki zaten olması gereken buymuş gibi. Hiç çekinmeden espiriyle karşıladı onu. Bu tavrı mıydı karşısındakini şaşırtan, yoksa zaten ait olmadığı bir yerde oluşu muydu bilinmez ama suratından korkusu, tedirginliği ve orada olmaması gerektiğinin bilinci bir bir okunuyordu. Tavrını hiç bozmadan onu bu halden kurtarmak için kapıdan elini kolunu sallayarak çıkıp gidebileceğini ve hayatına devam edebileceğini söyledi. Böyle ve bu kadar basitti. Kızmadan, üzülmeden, korkmadan, dümdüz ve çalkalanmadan…

Ama, oraya her şeyi göze alıp gelindiğini bilmiyordu. Gerginliğin bu kadar yüzeyde olabileceğini düşünmemişti. Sanmıştı ki göze alış cesaret demekti hep. Meğer, cesaret sandığı kaçmak için ölmeyi bile seçmek olabiliyordu.

Adam, korkudan ne yapacağını şaşırmış, usulca sunulan teklifle bile rahatlayamamıştı. Gitmesi gerektiğini düşünmekten başka bir fikri yoktu. Sunulan yolları red edip, kuleden geldiği gibi aynen geri inerek çıkmayı düşündü ve cama doğru gitti. Bu kadar mı aptaldı? Olmamalıydı, ama…

“Ne yapıyorsun? Oradan inemezsin ki!” denmesine rağmen tercihi bu oldu. Kızın gözleri önünde tüm gayretiyle geri inmeye çabalıyordu. Zaman dondu. Gözler, korku ve tedirginlikle onu izlemeye başladı. Çok zor bir yoldu bu! Nasıl olacaktı? Hiç mi aklı yoktu…

Zaten dayanamadı, pes etti. Kapıdan çıkmayı, önce kabul edilip sonra şevkatle uğurlanmayı bile taşıyamamıştı. Bedenini de taşıyamıyordu. Zihni, buna engel olmuştu. Hırsı, öfkesi, hedefleri…

Kendini çok güçlü sanıyordu ama … değildi. Dayanamadı. Başaramamanın yenilgisiyle de devam etmeyecekti hayat. O zaman tek çıkış olan şeyi düşündü zihni ve elleri tutunduğu demirleri bırakıverdi …

Cansız bedenine bakarken herkes gibi kızın gözleri doldu … Bu tercihine de saygı duymaktan başka şansı yoktu. Ve, yapılabilecek tek şeyi yapmayı denedi: Cansız bedeninin huzur içinde kalabilmesi için kulenin görevlilerini aramaya koyuldu.

Herkes kadar güvendeydi, herkes kadar biricik. Herkes kadar açık, herkes kadar kapalı. Herkes kadar korkmuş, herkes kadar serinkanlı.

Olduğu kadar kalp atışlarını dengelemeye çalışarak…

Advertisements


No Responses Yet to “Yüzleşme”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: