Serbest Düşme

25Aug12

Düşünüyorum, fizikteki serbest düşme dediğimiz üzerinde herhangi bir itki, etki, çekme eylemi olmayan düşme hali. Peki, özellikle düşürmüyorsan durup dururken niye düşüyor o şey? E, yer çekimi. Yani, düşme hali, hali hazırda bir çekilme eylemi. Serbest olan bir şey yok.

Düşünüyorum, “bilmem kim çok iyi niyetli,” ve bu onu sanki nötrlüyor gibi, zarar gelmez gibilerinden. Zarar vermek sanki bir ittirme eylemi gibi. Peki, iyi niyet? “İyi” göreceliyken, tamamen iyi niyetli birinin “iyi”si bana iyi gelmeyebilir mi? İyi var sayılanın herkesçe iyi olacağını kim ön görmüş? Mesela, hiç mi duymamıştık “salak dostum olacağına, zeki düşmanım olsun,” lafını bile… Bir de “deli, deliyi görünce sopasını saklarmış,” lafı vardır; bu da gayet iki zarar ziyan insanın bir araya gelince birbirini nötrlemesine sebep olmaz mı? O zaman kim iyi? Ya da, iyi bir itki değilken sadece kötü mü ittiriyor yani? Ya da, iyi veya kötü herkes birbirinin elinden tutmuyor mu düşme hali içinde?

Düşünüyorum, bir kavgada tamamen suçsuz dayak yiyince dayağı atan mı şiddetin sorumlusu, yiyen mi? Dayağa meydan veren ortam ne kadar uygun da o sille tokat durup dururken hayata geçiverdi ve meydan dayağı oluverdi bir anda? Durup dururken diye bir şey yok ki, dururken bile düşebilme şansı varken…?

Sonra aklıma modern fizikçilerin yaklaşımı geliyor: NŞA (Normal Şartlar Altında), yani ekstradan bir nem, basınç gibi itki-etki yokken yapılan deneylerde izleyenin NŞA durumuna etkisini artık -ve sonunda- var saymaları. Gözlenen olabilmesi için en az bir gözleyen olması gerekliliği. Gözleyen olmadan gözleneceğin de yok olduğu gerçeği. Somut gerçeğin etki-tepkilerden hasıl olduğu ve bunun da en çok gözle görülebildiği gibi. Görüneni yorumlayanın zihin olması ve zihnin, binlerce NŞA olduğunu var sayamadığımız veriyle dolu olması hali. O zaman bakanın hangi göz olduğuyla gözlemlenenin şeklinin sürekli değişip durduğu geliyor aklıma…

Düşünüyorum, bunca çok veri varken kim hangi doğrudan, hangi haktan hukuktan, hangi iyiden, hangi kötüden, hangi zarar ziyandan, hangi gerçeklikten bahsediyor. Sonra, istemsizce bir bulanıklık hali; elle tutulur bir tek obje, bir zerre düşünce kalmaması. Her şey nereye çeksen oraya, nereye itsen tam ortasına yerleşebiliyor. Tam burada, korku baş gösteriyor; bulanık ve karmaşığın içinde bilinmeyenden ürken ve bilinir var sayılanlara tutunmaya çalışan insanlık hali. O da, yazık, kendine çeki düzen verip bir hayat kurma derdine giriyor sürekli, yaklaşık bi 8.000 senedir mesela…

Düşünüyorum, binlerce senedir binlerce veri varken “Hah, tamam oldu, bu’dur!” diyip de güvencede olduğunu artık kesinleştirmiş ve düşünmeyi bırakmış gülen suratlar yok etrafta. Minik çabalar var sadece iş yerlerinde, kurulan aile düzenlerinde, rutinlerde, dinlerle, hukukla, siyasetle, parayla, malla mülkle sağlamlaşmaya, tutunmaya çalışan. Ama, ve hala, sormaktan yılmayan! Her geçen gün mutlak sondan bir adım geri basmanın sahte neşesiyle “Aaaa, hahay, yanlış yoldasın dostum!” diye seni aklınca iyiye, doğruya, güzele yöneltmeye gayret edeneler de var. Onlar çok iyi? Kendi iyi var saydıklarını senin üzerine giydirip kontrolü ele alarak nihai sonla mücadeledeki başarı hissiyle coşuyorlar? Bir de bunların tam zıddı var: Tatlı tatlı değil de, direkt eleştirerek, hunharca seni kategorize ederek ve hatta saldırarak yapanı… Kim iyi? İyi ne?

Sonra tekrar düşünüyorum, ilk bu bulanıklık hali geldiğinde ne kadar korktuğumu… Tuhaftır, eş zamanlı olarak bunun bir geçiş süreci olduğunun da farkında olduğumu anımsıyorum. Her değişimin çok acı verici olduğunu kabul ederek, arada isyan ederek, arada saldırarak, arada tepinerek … pıt, bitiveriyor.

Sonra, bir bakıyorum, değişmiş. Bulanıklık halini hasıl eden “Aman canım hangisi gerçek ki şimdi?” diye zihnimin içinde pis pis sırıtan ses artık dostum olmuş. Başta alışkanlıklardan beni sökerek alan o pençeleri birer şevkatli el olmuş okşuyor başımı, sırtımı, sarılıyor tüm sevgisiyle. Ve diyor ki:

“Gökçencim, NŞA sen de varsın. Sensiz bir NŞA düşünülemez. Her şey dursa, anlamını yitirse, silikleşse de o şartlarda hep sen, senin gören gözün, düşünen zihnin olacak. Sanma ki bunlar biricik! Herkeste aynından üç aşağı beş yukarı var. Aynı kaynaktan, aynı sorularla can buluyorlar. Sorular hep tekrar o kaynağa doğru yöneliyor. Soru sormaktan korkanlar, itkilerden, çekmelerden kaçmaya çabalayanlar. Aslında, kaynağa dönüp bakmaktan ürkenler, geldikleri yerden hep uzaklaştıklarını sananlar. Oysa ki, başından beri biliyoruz ki mutlak son da ta kendisi. Bu iki nokta arasına bir doğru çizmek imkansız. Doğru yani düz çizgi, siz modern insanın bir yaratısı; dön bak doğaya, gerçek olana, gör gerçek mimariyi, sonra bak yarattığın binalarına, mekanlarına, içindeki insanlara, içlerindeki yaratılmış zihinlere… Ya da, bırak, bakma yarattıklarınıza, direkt tam gözünün içine bak hayatın. Nereye mi? Gözleyene bak! Kim mi gözleyen? Sensin; o, şu, diğeri. Bak hemen yanındakinin gözünün içine… Ne görüyorsun? Siyah ve boş değil mi? Tüm ışığını soğururken seni görebilen O işte. Sen de yapıyorsun ya aynısından. Tüm yaşamı içine çekerken görebiliyorsun ya görülenleri. Korkma, korkacak bir şey yok çünkü. Tam da dediğin gibi sonunda puf edivereceksin! Puf edene kadar oflayıp puflamak niye? Bak, tam kalbine bak hayatın! Bak ki görebil. Bak ki o da seni görebilsin. Düşünüyorsun ve o halde varsın ya, hah, bırak o fikirleri bi’ kenara, tutunma… Tutunamazsın düşerken. Sadece izle manzarayı, görmeye çalış, NŞA.”

Düşünemiyorum sanki sonra, sadece düşüyorum: Göz, sadece kendini göremez ve kuyruğunu yakalamaya çalışan kediler biz miyiz aslında?

Dipçik: Serbest düşme, paraşütle düşme eyleminde de sık sık telafuz edilir; peki ya NŞA paraşüt açılmazsa?
Advertisements


No Responses Yet to “Serbest Düşme”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: