Bırakmak

21Oct12

“affetmek, hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek … “bağışlamak,” “forgive” gibi, “for giving” gibi. vermek, bırakmak, teslim etmek gibi. belki de her şeyi oluruna bırakmak demek? anlayışlı bir hareket mi… anlamaktan çok, anlama çabasıyla, anladığın yere kadar elinden geleni yapmak belki. kimsenin kimseyi o kadar da anlayamadığı gibi, çabasının takdir görmesiyle olanın kendisine teslim olmak arasında bir yer gibi. ev gibi, evin gibi, tekrar evindeymiş gibi…”

“Dışarının bilinçli farkındalığında, içeriyi dinlemenin bir araştırması”

“Yoga nedir?” sorusuna zannımca verilebilecek en iyi cevaplardan biri. Godfrey’in cümlesini hiç unutmadan: “Olanın kalbine doğru tutkuyla yapılan bir araştırma.” Ama, Godfrey’in dediğini ilk sıraya alırsam kafalar karışabilir; olanın kalbi kendi kalbimizde dönüyor, olan kendimizin anladığı kadar. O zaman, algıdaki olana tutku dolu bir dönüş bazen riskli olabilir. Ne de olsa binlerce algı vardır…

İfade her ne kadar doğru olsa da, tüm kalpler bir olsa da, ister istemez “dışarının bilinçli farkındalığında” demeden geçilemiyor sanki. Tüm algı organları; kulaklar, gözler, burun, ağız, deri oradayken, capcanlı bir şekilde olan her veriyi toplarken kalp ve zihin bunların ışığında kendi alanına dönebiliyor mu? Bu kanalları kapayarak yapılan bir içe dönüş birebir şizofrenik bir tutum olur yoksa. Olmaz mı?

“Olanı” olduğu gibi görmek, duymak, algılamak, anlamak ne de zor bazen. Zihin, imparator gibi tahtına kurulmuş fetvalar yağdırırken, kalp büzüşmüş ve nefes daracıkken nasıl genişler beden olanın içine? Beden, kalp, ruh, zihin genişleyebilmek için alana ihtiyaç duyar. Yargılardan, öğretilmişlerden ırak, saf/duru/apaçık bir alan, bir mekan, bir uzay. Evet, tüm uzaya dağılabilmesi için var olanın, senin, benim, onun, genişlemeye ihtiyacı vardır. Genişlemenin bir numaralı engeli korkudur. Korku ise zavallı zihnin kendini imparator sanmasıyla oluşan bir küçük illüzyondur. Egoyla çete kurmuşlardır, birbirlerini pohpohlayıp hükümet kurduklarını sanarlar. Yazıktır.

Korkularını bıraktığında, egonu sakız gibi çiğneyip tükürebildiğinde, tüm bildiklerini bir kenara koyup olanı can kulağıyla dinleyebildiğinde başlarsın büyümeye. Yaşın kaç olursa olsun, bedenin ne kadar harika olursa olsun, ne kadar iyi kalpli olduğunu düşünürsen düşün … büyümek, bunlarla ölçülemez. Büyümek, şüphesiz ki sınırların ötesine kadar eriyip akabilmektir. Akabilmektir adı üstünde; teklemeden, takılmadan, tıkanmadan. Ellerini bırakmazsan tutuğun şeyden/yerden, asla hareket edemezsin. Bıraktığında bu beden, bu zihin, bu ruh büyük akıntıya katılıp bir olarak akabilecektir.

Zihnin, kalbin hizmetkarı olduğunu unutmadan, …  kalbe boyun eğmesine korkmadan izin vererek … çok düşünmeden, çok irdelemeden, çok yargılamadan … olduğu gibi, olduğu kadarıyla … “ne çok sıkı, ne çok gevşek” bir ayarda … olanın kalbine doğru / kendi kalbine doğru …

Kelimelerin anlamlarını yitirdiği, zıt anlamların bir anlamlar olduğu yerde, tüm anlamların tek anlama çıktığı alanda, o koskocaman boşlukta, hiçbir şeye toslamadan, hiçbir şeyi tutmadan, hiçbir şeyi bırakmadan, olana teslim olarak.

Vererek, verileni alarak, daha da açılarak, daha da “büyüyerek” … Büyüyüp, genişleyip, sınırların yok olduğu yerde, bir olduğumuz yerde: “Bendeki öz, sendeki özü selamladığı sürece…”

Ya da, Namaste.

– M.E.’ye, verdiklerine, işaret ettiklerine … tüm kalbimle –
Advertisements


No Responses Yet to “Bırakmak”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: