Masal II

20Nov12

Kulesinde uzakları izlemekten sıkıldığını açıkça dile getirmişti zaten. Uzaktan izlemek kolaydı; uzaktan hunharca dil uzatmak, el uzatmak. Elini uzatırken dokunmak istemişti; havaya, ışığa, gökyüzüne, akışa, tekrardan, karışmak istemişti. Dileklerinin, yargılarının geri dönüşlerinin ne olacağının farkında değildi. Özgürlükle cehâlet iç içe geçmişti, kenetlenmişti iki elin parmakları gibi. Elini uzatırken dokunup değiştireceğini sanmıştı ama farkında değildi ki elini uzatmak tekrar talebe olmaktı. Öğrenmeye el uzattığını nereden bilebilirdi?

Sıkıntısını şehrin ışıklarına karışarak hafifletmeye karar verdi. O merak ettiği ışıkların ardında olanlara bakmaktı ya derdi, indi, gezindi sokaklarda. Yeri geldi, tek tek çaldı kapılarını hanelerin. Açılmayan kapılar olduğu gibi, sonuna kadar tüm cömertliğiyle de açılanlar vardı. Davetkâr, nazik ve belki de meraklı gözler. Gören ve görülen olmaya hazır mıydı tekrar?

Bir karnaval alanı, kahkahalar, coşku; tam da istediği gibi! Hiç bitmeyecekmiş gibi süren sohbetler, her an bitecekmiş gibi tüketilen eğlenceler… Aradığı buydu! Talepkârlığıydı onu buraya getiren ya da ayakları -her kim/ne tarafından tekrar tekrar isteneni yapıyorsa… Tamamen katılmayı kâbul etti istekleriyle coşan benliği/bedeni/kalbi. Hareket, renkler, ışık, yiyecekler, içecekler, şen kahkahalar, bitmeyen saatler böyle başladı.

En son güldüren aynaların oradaydı; adı üstünde, güldüreceklerdi ya, ağlamak yokmuş gibi sanki? Neye güveniyordu ki? İsme mi, surete mi, kendine mi, olana mı…

Evet, aynalar güldürüyordu başta: Hiç görmediği ya da belki unuttuğu hâllerini bir bir yansıtıyorlardı. Şişman, zayıf, kısa boylu, uzun boylu, orantısız, ooo çok orantılı; ne güzel!

Ama…

Hangisi mükemmel? Hangisi olması gereken? Ne olması gerekiyor ki? Hep gülecek miyim? Hep gülecek miyim sanmıştım? Hani sadece gülmek yoktu? Bak, yok zaten, ağlıyorsun … yine!

Neydi bu öfke? Noldu kahkahalara? Her şeyden öte; o istemişti tekrar katılmayı, her şeyiyle, ne olursa olsun, olduğu kadarıyla. Ama, ağlıyordu işte! Kulelerinde de ağlıyordu. Ne değişti? Hiçbir şey. Zaten aslolan ağlamak ve gülmenin yer değiştirmesi değil, uzaktan sinsice ve kibirle izlemenin yerine bizzat içinde olmanın yer değiştirebilmesiydi. Hiç kolay değildi ve kimse de bunu vaadetmemişti zaten.

Eğri büğrü göründüğü aynanın önünde göz yaşlarına boğulmuşken, kaldırdı kafasını, açtı gözlerini, baktı tam karşıdaki gözlerinin içine, derin bir nefes aldı ve sakince:

Ey gönül! Sen aynada kendini eğri görürsen, bu eğrilik sendendir. Eğri olan sensin, ayna eğri değil! Ayna her şeyi doğru gösterir. Önce sen kendini doğrult!”* 

Gülümsedi… Kalbine eğdi başını, bir daha gülümsedi. Bir rüzgâr esti, saçları dağıldı, etekleri uçuştu. Rüzgâr her yeri sardı ve her şey havalandı. Bir daha baktı aynaya, aynadaki gözlerin içine:

“Seni görünce kendimi gördüm. Aferin beni bana gösteren aynaya!”**

Gözlerini kapadı, kalbine açtı, derin bir nefes aldı ve şükretti: Kule, zaten çok soğuk ve uzaktı.

*: Divan-ı Kebir den Seçmeler, Cild II
**: Mesnevî, Cild VI, Nr. 1085
Advertisements


One Response to “Masal II”


  1. 1 Masal « gökçenergüven'de neler oluyor?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: