İsteyenin Bir Yüzü

07Dec12

Şöyle bir cümle ilişti kafama: “En değerlisi henüz elde edemediğindir, en mutlu olduğun an ise elde ettiğin andır.” Tamamen 16 sene önce, bulanık kafalarla farkına varılan gıcık bir gerçekmiş. Farkına varıp da çıldırmak diye bir şey yok; kabullenmek, içinde var olmayı denemek var her seferinde. Yoksa “Oooo, tü kaka!” diyip kaçmak en kolayı…

Nereden mi çıktı? Bir süredir istekler, arzular, beklentiler, hayal kırıklıkları, hırslar, hedefler, kayıplar, kaybetmeler örgüsünü anımsatan olaylar ve sohbetlerle burun buruna geliyorum. Toparlayınca, istekler-kayıplar ikilisi kalıyor elde. Bu iki kelimeyle sınırlamakta fayda var. Garip bir zıtlık, tuhaf bir denge, karşı konulmaz bir birliktelik var aralarında. Bir tarafa dönüyorum isteklerini birbiri ardına sıralama, olmayanlardan dem vurma, hatta olmadığı için kendini yerden yere vurma var. Diğer yana çeviriyorum kendimi, sorular var: Ne istersin? Ne istedin? Ne gerçekleşti? Ne isterdin? Duruyorum sonra.

Duruyorum ve bakıyorum. Soruyorum ben de: İstemek bir nedir? İstemek, paket halinde hayal kırıklığını da kendi içinde getirir. Evet, süper bildiğimiz, hatmettiğimiz o güzel doğru çıkıyor. Sonra, soruyorum: Peki, hayal kurmadan olur mu? Hemen buna da cilalanmış yanıt hazır: Hayallerin yoksa bir hiçsin, hiç!

Ah ama, ah küçük minik tatlı zihin, o kıvrım kıvrım beyaz koca kütle, sen ne harikasın ve bir o kadar da ne zâlimsin. Bakıyorsun, öğreniyorsun, sonra öğrendiklerinle meydanda at koşturuyorsun. Dürtüyorsun, kızıyorsun, kuruyorsun, üzüyorsun. “Doğrularrrr!” diyip kendi kendini nasıl da yiyip bitiriyorsun…

***

Her şeyin tam zıttıyla bir yaratıldığını anlamam çok yakın zamana dayanır. Kah doğu yaklaşımları, kah dini yaklaşımlar bangır bangır bunu dermiş meğerse. Biraz “Bunu alan, bunu da aldı!” durumu tabiri caizse. Öyle, bunu alalım, şuralarını ayıklayalım, biraz da şuradan yontalım, “Hmmh! Şimdi şapşahane oldu!” gibi bir şey yokmuş.

Sonra ne mi oluyor? Şimdi biri bir hayal kuruyor: Şu olsun! Çok istiyor, kalbi atıyor, heyecandan tavana zıplıyor. Sonra o şey oluyor; eğrisiyle büğrüsüyle, ama her şeyiyle senin oluyor. Sonra bakıyorsun eğrilere büğrülere ve diyorsun ki: Ama, ben bunu istemedim ki! E, ama sen onu istedin?! Paket bu anacım; biraz eşeği .iken .suruğuna katlanır durumu. Daha nazik bir atasözümüz olmasını dilerdim bu durum için ama işte onu alan bunu da aldı... Daha fenası da var, etrafa rahatsızlık vermeden kapıyorum konuyu.

Hayal kurmak, evet, tam olarak göbeğinde hayal kırıklığını taşır. Bir şeyi istemek, olmamasını kapsar. Bir şeyi elde etmek ise, her zaman kaybetmeyi de peşi sıra sürükler.

Ne demişler: İsteyenin bir yüzü… 

Şimdi, bak aynaya, o yüze, gözlerinin içine bak ve sor: Sen mi istedin, ben mi? Sen, ben mi var kuzum; hepimiz üç aşağı beş yukarı sürekli saydırıyoruz istekleri. Haaa, o zaman durum şu: Elindekilerin tadını çıkart, şükr et, elde edemediklerinin hayalini kur, kaybettiklerine gülümseyerek el salla … bırak, biraz rahat ol. Neticede tüm bu olan bitene ne o kıvrımcıklı beyaz kütle karar veriyor, ne öğrendiğin dersler, ne de şans. Olan hep oluyor, biz de olanın içinde susmamacasına sadece boş boş konuşuyoruz.

Susarsak -ki susmayız, olanın tadı daha da iyi çıkacak ona şüphe yok. Ama bi’ susturabilsek, bi’ susmanın araştırması olsa … olsa! Olduğu kadar :)

“Dreams are illustrations from the book your soul is writing about you.” – Marsha Norman

Advertisements


No Responses Yet to “İsteyenin Bir Yüzü”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: