“Her yer karanlık!”

17Aug13

Ne zamandır “Yazıcağım, yazıcağım” diyorum da olmuyor. Aslında, daha çok “Yazsam ne olacak ki şimdi?!” diyor bir ses. Başka bir ses “Yazmasaydın çıldırır mıydın? Ne yani…” diyor. Binlerce iç ses büyük gürültüler yaratıyor. Öyle böyle derken, zamanı gelmiş demek ki diyor ve başlıyorum.

Şimdi, süper boş şeyler yazacağım, bu bir ön uyarı olsun. Yazdıklarım elle tutulur, gözle görülür gelebilir ama aldanmayın; içerik kocaman bir hiç! Bir yere varmayacağım, birilerine giydirmeyeceğim, bir şeyi de çözmeyeceğim. Hem zaten bugüne kadar bu eylemlerin hiçbiri de öyle olmamıştır; olmuş gibi yapmıştır. Bu aslında bir pipo değildir. Elimiz sağdır, bırakırız yazar. Zihnimiz hala oradadır, bırakırız düşünür(müş gibi) yapar. “Düşün düşün, b*ktur işin,” lafını daha kibarca “Çok düşünüyorsun,” diye dile getiren canım arkadaşlarıma buradan selam ederken bir yandan da “E zihin bu; ya napacağıdı, osursa mıydı?” demeden de edemiyorum. Ve, bırakıyorum kendi haline, akıyor nasıl ön görüldüyse…

***

Direnişler, çatışmalar, paylaşımlar, sataşmalar, ifadeler, ifadesizliklerle geçen 2.5 ay. Bir sürü yeninin yanında bir sürü eski ama unutulmuşu da aralara sokan, olan bitenden bir süre çekip alıveren garip bir alan. Başta öfkelendim, korktum, direndim … herkes gibi. Şimdi? Duruyorum. Hisler öyle geliyor gidiyor da, kimilerini cidden öfkelendirecek biçimde bir umarsızlığa doğru bıraktım kendimi. “Ya ne yapaydım?” demiyim bir daha diyorum ama … İşte, benim gücüm yetmez, benim zihnim yetmez, benim politika, tarih, inanç bilgilerim hiç kimsenin işine yaramaz. Şahsi fikrim bu, o yüzden etrafta çok zıplayıp ‘paylaşım kirliliği’ yapmaktan alıkoydum kendimi biraz. Keyfi ve kişisel bir karardır, bunda da süper özgürümdür. Buna ık-bık edeceklere de “Hani düşünceler, eylemler özgürlüklerinden bahsediyorduk eleştirdiklerimize karşı cicim, hayırdır noldu, gazın mı var?” deyiveririm, daha da umurum olmaz. Özetle, benden nasıl din adamı olmazsa, siyaset adamı da olmaz. Ha, sadece bazen çok politikacı gibi kıvırırım, o ayrı meziyet, kimsenin işine yaramaz.

Toparlarsak: Direniyorum, gözlerim kapalı. Direniyorum, kalbim sonuna kadar açık. Direniyorum, hayata ve hayatta kalmaya. Bu kadarı yetmeli … yetmezse Gandhi var, seslerim gelir. Biraz da onla oynarsınız.

***

Velhasıl, asıl mevzuata gelirsek: Hey dostum, hayat kocaman bir şaka! Ciddi ciddi ifade etmek gerekirse: Yokluk, hiçlik, kocaman bir puf! (Ciddiyetim de bu kadar işte, ne yapalım.) İnandığın değerler, ardı sıra göğüs gerdiğin tüm ideolojiler bir bakıyorsun bir gün başka taraftan makas alıyor. Bir yerlerini yırta yırta savunsan da, gün gelir, devran döner, keser de gelir sana girer diyebiliriz. “Hayatta, asla, aaa, yok!” dediklerini bir bir yaparken, alışkanlıktan öte uzuv olmuşları tek tek bırakırken buluverirsin kendini. Hayat şakacıdır ve tabii ki sadece sürekli bir değişimden ibarettir. Her gün aynı şeyler oluyor gibi gelse bile, emin ol, olmuyordur. Fark ettiğinde “Sürprizzzz!” sesleriyle havada konfetiler uçuşuverir. Sen de oturup saçını başını yolmak yerine her şakaya yapılması gereken gibi gülüverirsen, o da gelir, o da geçiverir işte. “Ne yani, ya ne yapacaktık? Paket yaptırıp 80×200 santimetre böcekli karanlığa mı alacaktık?”

Öyle ya da böyle yaşarsın hayatı, gün gelir kapanır sistem. Bir ömrü vardır, her şey yolunda gitse bile bir kullanım süresi vardır beden denen cihazın. Şanslıysan “2 gün döşek, 3. gün toprak” olabilir, bazen de piyangodan biraz uzatmalı ayrılışlar çıkar, jübilen klas olmayabilir. Aslolan, kara topraktır. Ya da, yanmayı seçenlere de, toprağa kavuşanlara da esasında tek varış durağı vardır: Hiçlik. Kocaman bir karanlık. Puf!

Puf etmeden önce, ne varsa yaşanacak, yaşanır. Direnç gösterdiğin her şey özellikle bir bir geliverir tabağına. Müdürü seslemek bir halta yaramaz, işletme o kadar nazik değildir. “Yer misin, yemez misin!” misali, basıverir büyükler boğazına, sokuverir lokmaları bir bir içeri. Sindirir misin, miden mi bozulur, orası da kimsenin umru değildir. Hop, noldu? Yine nereye geldik? Aha, hiçlik!

Yani, bakınca çok da öyle ölmelere falan gerek yoktur, hiçlik şimdi ve buradadır hep. İki saniye arkana yaslanıp esere gözlerini kısıp biraz mesafe açıp bakarsan göreceğin tek şey kocaman bir karanlıktır. “Şimdi, yalnız, şu olduydu, bu dendiydi, sonra şu da bunu yaptıydı …” diye anlatmaya devam et. Biraz daha özenli durabilirsin hayata karşı ama yemezler. Kesin özensizliğinle nam saldığın başka bir alanın vardır ve o alanda da başka birileri senin için “Yalnız, şimdi, şu olduydu …” gibi başlayabilir. Buradan da hemen “Hepimiz biriz” diye bağlayıp koşar adım kaçarım.

***

Daha uzatmadan: “E, o zaman her şey kocaman bir hiçse, o kadar değeri yoksa, özenli olmak gerekmiyorsa …?!” diye kafalar karışırken bir anda bir ampül yanabilir (sözün tamamen meclisten dışarı!) ve her şey aydınlanır. Aydınlandığında burun buruna geldiğin mutlaka en tırıs tırıs kaçtığındır. Burnunu daya ona ve orada kal. Bak biraz daha. Kaybol hatta orada, orada yok ol. Oradan tekrar çıkıp adım attığında karanlıklara en azından bir güzel tad kalır damağında.

Hayat hep iyi, güzel, tatlı, minnoş değil. Oturup sürekli bunalıma girmeyi de gerektirmiyor bu. Biraz ondan, biraz bundan tadına baka baka yola devam etmekten başka seçenek yok. Neye sıkı sıkıya tutunup bırakmazsan o seni tutar itinayla bunalımların kucağına oturtturur. Arada bunalmak da iyidir. Arada bunalmana gülmek de.

Özetle, hayat kocaman bir hiçtir. Hiçliğin tadını çıkarmak ise inan şu ana kadar değer verdiğin her şeyden daha paha biçilemezdir.

Bak bi’ sadece!

(…) O zaman nedense, insanın Tanrı’yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı’nın ta kendisiydi. Size şahdamarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören, her zaman sizi sarmalayan başka kim olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı. (…)

(…) Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığı, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzerisiniz demektir.

Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikâyesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı’yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır. (…)

Oğuller ve Rencide Ruhlar, Alper Canıgüz.
Advertisements


2 Responses to ““Her yer karanlık!””

  1. 1 Arzu

    Okudum da seni dinlemeyi ne kadar çok özlediğimi fark ettim.

    • :) öpçük!


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: