Sayın jüri üyeleri,

16Mar14

Upuzunca zamandır bir örnek öğrenci besliyorum içimde. Her şeyi doğru yapmaya çalışan, herkese duymak istediklerini söylemek isteyen ve hep o pırıl pırıl “Aferim!” peşinde koşan. Doğru yapmak gibi bir durum zaten söz konusu değilken doğruyu söyleyebilmek de bir o kadar çelişkili. “Herkesin doğrusu …” diye başlayan binlerce cümle kurmazdan evvel, o pırıl aferimleri bir kovalamak istiyorum.

Yani, aferimi sevmeyen de yoktur herhalde? Belki farklı olma üzerinden ilerleyen karakter için aksine doğru ilerlemektir asıl olay ama orasını bilemiyorum. Ben daha çok onaylanan, doğru bulunan, aferimleri dizen karakter olarak geçirmeye çalışıyorum hayatımı. Tüm bunlar seni biraz bilmiş, biraz ukala, biraz her boku bilen, biraz da gıcık bir insan yapıyor zaman zaman. Bu sıfatlar dışardan gelenler. Peki, içeride ne hisler dönüyor?

O pırıl onay ve takdir cümleleri ılık ılık bir mutluluk, bir huzur salıyor insanin içine. Günün yıldızı, konunun çözümleyicisi, her şeyin mükemmel işlemesini sağlayan karakter olarak göğsün kabarık, kocaman gülümsemelerle devam ediyorsun yürümeye. Bir de aksi var ama bunun: O beklenen onaylar, takdirler gelmeyince, hele bir de üzerine yerme, itiraz ve kınama gelince …

Onayı alamayan zavallı örnek öğrencinin yıkımı, vov! Her şey bir yana, nasıl sinsi bir hırs gizli, görüyor musun? Sürekli bir tırmalama, bir eşelenme. Sürekli uyanık kalma hâli. Tetikte, atak ve gergin. Sırtından beynine gepgergin bir yaratık gibi. Alev alıyor sanki ense kökü. Gözler yuvalarında rahatsız, çene kenetli, kafa tası derisi her an yırtılacakmışcasına çekiliyor. Beklentisi olan cümlesini alınca gevşemesi de o kadar kolay vuku bulmuyor. Çünkü, yorgun. Çünkü, yavaş yavaş geldiği bu hâl, bir anda değil, yine yavaş yavaş terk etmek istiyor ortamı. Bu enerjinin akması mutlak çözüm. Bu enerji ki çok güçlü, katil olacakmış gibi, hırsla her yeri parçalayacakmış gibi…

***

İğne ona, çuvaldız bana; kafamdaki doğrucu sesler susmak bilmezken, olana bırakıvermek bazen çok ama çok zor oluyor. İçerde yaşayan annem, teyzem, annanem susmak bilmiyor. Hepsi bir ağızdan “Aaaa, öyle olur mu hiç? Ne kötü!” ya da “Aferim kızıma, aynen öyle,” gibi cümlelerle geziyor. Peki, ben ne istiyorum. Ben o sesler miyim, yoksa başka bir sesim var mı? Benim olan bir ses var mı? Bakıyoruz… Arıyoruz… Araştırıyoruz…

Nasıl mı? Kafada binlerce ses belirirken aradan akrabalara, öğretmenlere vesairlere ait olanları bir ayıklıyorsun önce. Sonra bir şeyler kalıyor geriye. O cümleleri düşünürken bakıyorsun karnının az üzeri nasıl hissediyor? Sırtın nasıl? Kafa tası içi basıncı? Mide, yemek borusu… Tuvalete çıkma aralıkları. Aynaya bakınca gördüğün yüz ne hissettiriyor. Beden hangi komutları alıyor uygulamada, hangilerini alamıyor?

O “herkesin kendine doğru” olan cümleni bulduğunda his aşşağı yukarı şöyle bir şey: Feels like home again.

O yüzden, tam olarak şimdi seriyorum matı, çıkıyorum üzerine. Kuralsız, kaidesiz bırakıyorum bedeni içine. Kafadaki vıdı vıdıları sallamayıp bir kez daha bakıyorum ayak parmaklarıma, bacaklarımın arkasını elliyorum, sırtımı geriyorum … Savasana* beni kucaklayana kadar.

Tekrar tekrar ölüp bir kez daha doğana kadar.

________

*: Sava, ceset; asana, hâl demek. Cesetler düşünmez, teslim olmuştur her şeyiyle.

Advertisements


No Responses Yet to “Sayın jüri üyeleri,”

  1. Leave a Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s


%d bloggers like this: