Aldım-verdim II

Birincisi burada: Aldım-verdim

Bundan tam 5 sene önce yazdığım yazıyı dün Facebook çıkartmıştı karşıma. Okudum, ilginç şeyler hissettim, tekrar paylaştım. Sonra, bugün, bir virüs gibi yayılmaya başladı (bkz. Viral).

Sabahtan beri 3 kere daha okudum -onu yazarkenki hissi hatırlamak için. Çünkü, dün gece o yazıyla yüzleşmem çok büyük bir hüsrandı aslında. O yazıdaki coşkuyu, mutluluğu, umudu tekrar hissedebilir miyim diye çok denedim böylelikle…Sonuç: Daha da fena bir his yayılıyor içime.

Yazı, beklediğimden çok fazla beğeni ve paylaşım alınca, bu vicdan yükünü hafifletmek için yine dışarıyla paylaşmaya karar verdim. Açık seçik anlatacağım. Belki böylelikle başka bir açılma yaşayacağız, başka bir şeyler olacak… Bilmiyorum.

***

Geçen 5 senelik sürecin sonunda hala bir arabam ve evim yok. Bu sürenin yarısından itibaren daha çok para kazanmaya başladım; artık babamdan, kardeşimden ya da arkadaşlarımdan ne borç olarak, ne de karşılıksız para isteğinde bulunmuyorum. Dışarı çıkmak, gezmek şöyle dursun, artık yurt dışına da kimseden yardım almadan gidebiliyorum. Arabam yok ama motorsikletim var. Evim yok ama kiralarımı 3 senedir düzenli ödüyorum. Gördüğüm bir şeyi -çok abartılı olmadığı sürece (bkz. Araba)- pek de fazla düşünmeden alabiliyorum. Doktora, dişçiye, Ikea’ya “Babaaa!” demeden gidebiliyorum. 36,5 yaşındayım ve aşağı yukarı 32-33 yaşından itibaren bu hale dönüşmüşüm. Çok şükür.

Yani, yaklaşık 2-3 senedir bir “yetişkinim”; bağımsız, kendi kararlarını veren ve dışarda bir başkasına muhtaç olmayan.

Peki, huzur ve mutluluk seviyem ne olmuş?

O yazıyı yazarken ki umut, heyecan, coşku yok, daha önce dediğim gibi. Çok eşya var hala. Depoda duranlar da cabası. İşin daha da sinir bozucu kısmı ise, herhalde tüm bunları kaybetme kaygısının daha büyümesi olmalı.

Tutturulmuş olan bu standartı kaybetme kaygısı… Bu kaygının yol açtığı daha çok çalışma hali. Ha, güzel yanı şu; eskisine göre çok daha titiz, çok daha çalışkanım. İşim her şeyden önce geliyor. İşimle var oluyorum. Bu kötü bir şey değil! Kendimi bildim bileli kağıtları kesip birbirine yapıştırıp boyayarak saçma sapan şeyler yapan bir çocuktum. Oldum olası bilgisayar delisiydim. Neysem O’yum aslında işimi yaparken. Tam özümün sahne bulduğu yer orası. Bunu fark etmem, işim hakkında söylenme rutinimi de azalttı. Bunlar çok çok güzel…

Ama, huzurum pek yok. Bir şey eksik!

Yaşama sevinci?

Hmm. Yaşama sevinci bir nedir? Güneşe, aya, ağaçlara bakıp gülümsemek? Birine sarılmak… Sabah umutla gözleri açmak? İyi şeyler olacağına dair bir sarhoşluk?

Fiziksel olarak karından, solar pleksus bölgesinden havalanan bir his. İçinin kıpır kıpır olması.

Yok denecek kadar az. Depresyonda da değilim. Mutsuz da değilim aslında. Öyle duruyorum. Durgunum?

***

Meditatif hal dedikleri bu muydu? Duygu-durumlarda uçlara gitmemek, “yapan” olmamak (bkz. Doer), çok da büyütmemek?

Bilmiyorum. En iyi bildiğim şey de bu: Bilmemek.

Bu yazıyı yazarken daha da hafiflemedim aslında; daha çok kendimi iki yüzlü gibi hissettim. İnsanlara bir takım fikirler, bakış açıları sunup, ümitler verip kendi kendimin ne halde olduğunu görüp çok huzursuz oldum.

Şimdi, sizlere şunu itiraf etmeme izin verin:

Hayat, ne büyüttüğümüz kadar büyük, ne küçülttüğümüz kadar küçükmüş meğer. Meğer, anlatılmaz yaşanırmış bir çok şey. Aslında tüm o kitaplar, tüm o öğretiler aynı plağın sürekli dönmesi gibiymiymiş. Ve, ne yazık ki biz modern bilinçliler tüm bunları “kötü” sanarmışız. “Başarı”, “para”, “malk-mülk” ve daha niceleriyle alkış tutuyormuşuz birbirimize. Oysa ki, o güzel adlettiklerimizin yanı sıra, tüm bu boş hisler, vicdan azapları, huzursuzluklar da hayata dairmiş. Coşkuyla zıplamasak da, hayatta olma hali hep oradaymış. Hep orada!

***

Biliyorum, hepimiz çok seviyoruz hayalleri duymayı, coşkuları paylaşmayı, başarı öyküleri dinlemeyi… ve, hatta o bulamadığımız umudu başkalarının dile getirmesiyle bir kez daha yakalamayı.

Peki, hiç coşku ve umut hissi olmadan, huzursuz hissederek hayatta kalmayı araştırdınız mı?

Bir dönemdir zorunlu olarak araştırma içinde olduğum hal bu. Tavrım çok oturmuş değil. Sadece, şimdilik, “Bu da böyle bir şey” diyebilmeyi ve içindeyken nefes alabilmeyi az-buçuk başarabiliyorum.

Bu bir ağlak hikaye de değil; ben iyiyim. Sadece havai fişeklerim yok yanımda.

Şimdilik aktarabileceklerim bu kadar. Bildiklerim bu kadar. Öğrenmek istediğim bir şey yok. Yaşamaya devam etmekten başka bir tercihim de yok. Yaşam karşıma ne çıkarırsa, onla durmaya hazırım.

Coşkulu olmasa da, hayatın her halinde stabil bir var oluş sergilemenin denemeleri.

Uzundur da çok sık yazmıyordum; içerde dönüyordu her şey. “Paylaştıkça artan tad” fikrimden biraz uzaklaştım geçen zaman içinde. Olduğum halimle zaten bir efor sarfetmeden olması gerekenleri yapıyorumdur sanıyorum. Bir şikayetim de yok.

İşte dayanamadım bu beklemediğim tepkileri alınca, yazdım. Bu da bir olma halimdi herhalde.

“Yapan değil, olan” bu ara tam anlamıyla araştırma cümlem; herkese iyi seyirler. :)

Advertisements

About gökçen ergüven

ev hanımından hallice bir görsel tasarımcı. her şeyin "paylaştıkça artan tad" olduğuna inanan kişi. daha fazlası için: gokcenerguven.wordpress.com View all posts by gökçen ergüven

One response to “Aldım-verdim II

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: